Milano’da yaşayan bilgisayar mühendisi ve sanatçı Gamze Güliter, dört yıllık bir aranın ardından sokaktaki tesadüfi bir sohbetle resme geri döndü. Analitik geçmişi ile saf duyguları arasındaki gerilimden beslenen sanatçı, Random Access Memories serisiyle düzen ve kaosun zıtlığını işliyor. Mühendislik disiplinini soyut sanatın özgürlüğüyle harmanlayan Güliter, mükemmeliyetçiliği reddedip kusurlu ve insani olanı tuvale taşıyor.

Merhabalar, ben Gamze. 9 Mart 2000’de Ankara’da doğdum ve büyüdüm. Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunuyum, şu anda Milano’da yaşıyorum ve Politecnico di Milano’da bilgisayar mühendisliği yüksek lisansı yapıyorum. Resim hayatımda hep vardı. En eski hatırladığım şey, annem ve babamın ikiz kardeşimle yaptığımız resimleri evin duvarlarına asması. Hatta bir noktada odamın duvarlarını boyamama bile izin verilmişti. O yüzden resim benim için hiçbir zaman uzak ya da “özel” bir şey olmadı. Hep oradaydı diyebilirim.
“Başlamak” diyemem ama, dört yıl ara verdikten sonra geri dönme hikâyemi gerçekten çok severim. Birkaç ay önce, yeni tanıştığım birkaç insanla sokakta sohbet ederken, neden dediğimi bile tam bilmeden “Ben aslında resim yapıyordum” dedim. Sohbet ilerledikçe onlara eski işlerimi gösterdim ve çok güzel geri dönüşler aldım. Ama aldığım tepkilerden çok, resmin benim için kapanmış bir defter gibi hissettirmesi beni düşündürdü. Birkaç gün sonra sokakta yürürken bir dükkâna girip malzemelerimi aldım. Hazır hissettiğim anda, kimseye söylemeden, sadece kendim için yeniden başladım. Hiç tanımadığım iki insanın, kendileri bile farkında olmadan buna vesile olması bana çok güzel ve çok insani geliyor.
Duygular, anılar ve içinde bulunduğum hâl. Çoğu zaman büyük hikâyeler değil, küçük ama kalıcı hisler beni üretmeye itiyor.
Resimlerimde genellikle iki taraflılık ve zıtlık hâkim. Güncel serim Random Access Memories, kendi karakterimdeki bu zıtlığı temsil ediyor: biri düzenli, klasik ve sakin; diğeri kaotik, dağınık ve sert. Tüm işlerimde tekrar eden bir tema varsa, o da mükemmellikten oldukça uzak, insani, çabasız, kusurları kabullenen ve olduğu haliyle var olma hali diyebilirim.
Uzak olmak, insanı ister istemez durduruyor ve içe döndürüyor. Bu süreçte kendimle daha fazla baş başa kaldım ve bu da üretme isteğimi yeniden ortaya çıkardı. Aynı zamanda, tanımadığım ve bilmediğim bir sanat ortamındayım ve bence bu beni daha cesur ve atılgan yaptı.
Kültürel kimliğimi bilinçli olarak merkeze almıyorum. Ama Türk olmanın getirdiği duygu yoğunluğunun işlerime sızdığını hissediyorum. Çiçekler de bu noktada önemli; benim için hem duygusal hem kültürel bir form.
Tamamen süreç içinde şekilleniyor. Başlamadan önce sadece renk paletim belli oluyor diyebilirim. Yaparken de o an ne hissediyorsam onu yansıtmaya çalışıyorum.
En zorlayan kısım kendimle uğraşmak. Soyut çalıştığım için her duyguyu o anda tuvale aktarmak istiyorum. En keyifli an ise kesinlikle yapma sürecinin kendisi; tamamen kendi halimde olduğum, kendime ayırdığım bir zaman.
Mühendislik geçmişim yüzünden tek bir yol seçmem gerekiyormuş gibi hissettim. Zamanla fark ettim ki bu iki alan birbirini dışlamak zorunda değil. Mühendislik geçmişimin bakış açıma, kompozisyonlarıma ve üretme biçimime katkısı var.
Milano; sanat, moda ve tasarımla iç içe bir şehir. Buradaki çevreden ve şehirden ciddi anlamda destek gördüm. Bu ortam beni daha cesur ve üretken olmaya motive etti.
Random Access Memories pt.4 benim için çok özel bir iş. O tablonun evden gitmek istediğini, başka bir yere ait olduğunu hissediyorum. Onun anlaşılabileceği bir ev bulmasını istiyorum. Ayrıca Avrupa ve Türkiye'de sergilere katılmak istiyorum.
Onay beklemeyin, "çok güzel olmuş" denmesini hiç beklemeyin. Sadece kendiniz için üretin. Bence bir sanatçı için en önemlisi kendi eserinin arkasında durabilmek ve onu sahiplenebilmek.